Gebelik Lousalık Emzirme-Doğum Sonrası Yapılacaklar Dev Arşiv

ALT KARIN KASLARINDA ZAYIFLAMA Karnın alt kısmını dolduran organlar (mesane, rahim ve ince bağırsaklar gibi) kas ve bağlardan oluşmuş bir levha halindeki alt karın tabanı tarafından desteklenirler. Bu kaslar aynı zamanda idrar yolunun mesaneden çıktığı yerin kapanmasına da yardımcı olurlar, bunlar doğum, yaşlanma veya kalıtımsal güçsüzlük gibi nedenlerle uzayıp gevşeyebilirler. Böyle bir durumda, iç organlarınızın bazıları sarkabilir (yani vücudunuzun daha aşağı kısmına çökerler). Bunun sonucu olarak yukarıda sayılan belirtileri hissedebilirsiniz. Sarkma genellikle yaşlı kadınlarda ve çok doğum yapmış olanlarda görülür. Belirtiler - Vajina duvarında bir tümsek; - Öne eğildiğiniz zaman bir dolgunluk ve rahatsızlık, bazen sırt ağrısı - İdrarını tutamama hali (öksürdüğünüz veya güldüğünüzde biraz idrar kaçınırsınız); - İdrar veya dışkı yapmada zorluk; - Bir şey kaldırdığınız veya uzun süre ayakta durduğunuzda karnınızın alt kısmında bir sıkışma veya basınç hissi. Bazen rahim vajinanın içine sarkar. Çok uçtaki vakalarda rahim boynunun vajina girişinden taştığı görülebilir. Mesane veya idrar yolu (üretra) sarkarsa, vajinanın ön duvarında bir tümsek meydana getirir. Arka duvardaki şişkinlik ince bağırsaklar veya alt rektumun sarktığı anlamına gelir. Böyle bir durumda dışkılamak zorlaşabilir. Teşhis Ne olduğu açık seçik belli olan vajina duvarındaki tümsekler, alt karın muayenesinde sarkmanın nerede olduğu teşhisini çok kolaylaştırır. Ancak, doktorunuz şikayetleri ağırlaştırabilecek bir idrar kanalları enfeksiyonu olup olmadığını anlamak için idrar tahlili isteyebilir Hafif sarkmalar özellikle yaşlı kadınlarda çok görülür. Sarkmanın hafif olduğu ve fazla rahatsızlık vermediği durumlarda tedavi için aceleye gerek yoktur. Egzersiz ve diyetle sorunu çözmek mümkündür. Ancak mesane veya idrar yolu kaydığında bazen idrar mesanede çok uzun zaman kalır ve bakteri üretmeye çok uygun bir ortam yaratır. Bu durumda idrar yollarında devamlı tekrarlayan enfeksiyonlar olabilir ve ameliyat en iyi çözüm haline gelebilir. Alt rektum bölgesindeki sarkma, yığılma fazla değilse genellikle operasyon gerektirmez.. Tedavi Basit egzersizler (Kegel egzersizleri) bazen gereken tek tedavidir. Yardımcı olabilecek diğer çareler arasında çok şişmansanız, kilo vermeniz ve çok posalı yiyecekler yemeniz gibi (bağırsaklarınızı çalıştırarak zorlamadan dışarı çıkmanızı sağlar) yollar bulunabilir. Ameliyat Ameliyat gerekliyse, vajinanın onarılması denilen bir süreçten geçersiniz. Operatör sarkan organ veya organları kaldırır ve yerlerine yerleştirir ve ait karın tabanındaki kas ve bağları sıkıştırır. Bazen, son çare olmasına karşın, bir rahim sarkması vakasının ameliyatı sırasında vajinal histerektomi (vajinanın da rahimle birlikte alınması) yapılması da gerekebilir. ANNE SUTU Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür. Çocuğun anne sütü ile beslenmesinin sayısız yararları vardır. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa zamanda artacaktır. Anne Sütünün Özellikleri: -Anne sütü tek başına ilk 4-6 ayda D vitamini dışında bebeğin tüm besin ihtiyaçlarını karşılar. -İnek sütüne ve hazır mamalara göre sindirimi çok daha kolaydır. Çünkü anne sütü bebekte bulunmayan ve sindirime yardımcı olan enzimleri (lipaz, amilaz gibi) içerir. -Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli minerallerin (çinko, demir) emilimini kolaylaştırır. -Anne sütünde bebeğin büyümesinde çok önemli olan madde (linoleik asit) inek sütünden 8 kat daha fazladır. -Protein ve mineral miktarı inek sütüne göre daha azdır. Ancak anne sütündeki bu miktar, bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Ayrıca fazla protein ve mineralin idrarla atılması gerekmediği için, anne sütü ile beslenen bebeklerde, böbreğin yükü hafifler. -Anne sütündeki antikorlar bebeği mikroplu hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler ishal, öksürük, nezle ve diğer sık görülen bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanır. -Anne sütünün içerdiği yağ miktarı emme süresine bağlı olarak değişir. Öğünün sonunda gelen sütün yağ miktarı daha fazladır ve bebekte tokluk hissine yol açar. Bu durum bebeğin şişman olmasını önler. Böylece ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ateroskleroz (damar hastalıkları) ve şişmanlığın neden olabileceği diğer hastalıklardan bebeği korur. -Anne sütündeki kolesterol miktarı hazır mama yada inek sütüne oranla daha yüksektir. Ancak bu yüksek kolesterol miktarı ilk aylarda gerekli enzim sistemlerini geliştirir. Böylece ileri yaşlarda ateroskleroza yol açan yağların birikimini önlemek açısından çok önemlidir. -Anne sütündeki laktoz miktarı çok yüksektir. Laktoz kalsiyumun emilimini arttırır. Bağırsakta vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar. -Vitamin özellikle A ve C vitaminleri inek sütüne oranla daha yüksektir. -Anne sütü her zaman temiz ve hazır bir besindir. Hazırlama ısıtma gibi zorlukları yoktur. -Yapay beslenen bebeklerde görülen süt allerjisi anne sütü ile beslenen bebeklerde görülmez. Çünkü inek sütünde bulunan allerjen proteinler anne sütünde yoktur. -Pişikler anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür. -Süt salgılama süreci uterus kontraksiyonuna yol açar. Bu nedenle doğumdan sonra anne emzirmeye ne kadar erken başlarsa uterus o kadar kısa sürede küçülür ve normal haline döner. -Bebeğini kendi sütü ile besleme anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirerek bebeğin duygusal doyumunu sağlar. -Erken (preterm) doğum yapan annelerin süt bileşimi miyadında doğum yapanlardan farklıdır. Daha fazla protein ve tuz içerir. Bu farklılık preterm bebeğin ihtiyacını karşılamaya uygundur ANNE SUTU ACILARI AZALTIYOR Araştırmalara göre, anne sütü ve emzirilmek bebeğin acılarını da hafifletiyor. ABD de yapılan bir araştırma, emzirmenin, bebeğin iğne yapılırken duyduğu acıyı hafiflettiğini ortaya koydu. Chicago Üniversitesi nde yapılan araştırmaya göre, ayak topuklarından iğneyle kan alınırken emzirilen bebekler, emzirilmeyen bebeklere nazaran daha az ağlıyor, surat buruşturuyor ve bu bebeklerin kalp atışları hızlanmıyor. Pediatrics dergisinin bu ayki sayısında yayımlanan araştırma sonuçlarında, emzirmenin, yeni doğanlardan kan alınması sırasında etkili bir ağrı kesici olduğu belirtildi. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, anne sütündeki tatların, omurilikteki acı sinyalini engellediğini ve emmenin yatıştırıcı bir etkisi olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, bebeğin anneyle fiziksel temasının da, onları sakinleştirdiğini yinelediler ANNE SUTU GOZLERE FAYDALI Anne sütünün bir faydası daha ortaya çıktı. Buna göre anne sütüyle beslenen bebeklerin gözleri daha güçlü, beyin gelişimleri de daha hızlı oluyor Anne sütüyle beslenen bebeklerin gözlerinin daha güçlü, beyin gelişimlerinin de daha hızlı olduğunu belirlendi. İngiltere deki Bristol Üniversitesi nde yapılan araştırmalarda, anne sütü ve mamalarla beslenen 400 bebek denek olarak kullanıldı. Araştırmacılar, anne sütüyle beslenen bebeklerin beyin kapasitelerinin daha erken gelişmesi ve gözlerinin daha güçlü olmasının nedenini, anne sütünün içerdiği DHA adlı yağ asidine bağladı. Annenin hamilelik döneminde beslenmesinin de sonuçta etkili olduğunu belirten araştırmacılar, özellikle bu dönemde somon ve uskumru gibi yağlı balıklarla beslenen kadınların çocuklarında görme duyusunun ve beyin kapasitesinin daha iyi geliştiğine işaret ettiler. ANNE SUTU ILE ILGILI SIK SORULAN SORULAR Anne Sütü Kaç Aya Kadar Verilmelidir ve Yeterliliği Nasıl Anlaşılır? Anne, mümkün olduğu kadar, ya da istediği kadar uzun süre bebeğini emzirmelidir. Ancak anne sütü altıncı ayda doğum ağırlığının 2 katı olmuş bebeğe yetmez. Genellikle anne (bazı istisnalar dışında), ancak altıncı aya kadar bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlayacak kadar süt üretir. Ayrıca, çok uzun süre yalnız anne memesiyle beslenen bebek memeye bağlanır, kaşıkla yemek istemez, değişik besinlerin tadına ve kıvamına alışması zor olur. Anne sütü tek başına büyüyen bebeğe yetmez, bebek diğer besinleri de almak istemeyince büyüme ve gelişmesi yavaşlar, hatta zamanla büyüme durur ve çocuk hastalanır. Unutmayalım anne sütü ancak 6 aya kadar çocuğun tek besinidir. Anne sütünün yeterliliği, en kolay yoldan çocuğun ağırlık kazanması ile anlaşılır. Ayrıca, tok çocuk rahat uyur, hastalanmadıkça huzursuz değildir. Sağlıklı bir bebek anne sütü de yeterli ise doğumdan altıncı ayına kadar her ay 400 ile 800 gram ortalama 500 gram ağırlık kazanır. Bebeğin aylık ağırlık kazanımı 6.aydan sonra biraz yavaşlar. Bu miktar 6-12 ay arasında ayda 300-500 gram ortalama olarak 400 gram kadardır. Çocuğun ağırlık artışı azalıyorsa, annenin sütü az geliyor demektir. Çünkü, ağırlık artışındaki azalma kısa süreli olarak çocuğun beslenme durumunu belirler. Çocuğun boy uzunluğu, beslenme durumundaki kısa süreli değişikliklerden fazla etkilenmez, uzun süreli yetersiz beslenme durumunda boy uzaması yavaşlar. Yenidoğan bebek için anne sütünün yerini tutan başka hiçbir mama yoktur. Doğumdan sonra kendinize gelir gelmez emziriniz. İlk günler anne memesinden gelen ‘Ağız Sütü' mutlaka bebeğe verilmelidir. Bebek her ağladığında emzirilmelidir. Bebek iyi emiyor, büyüme ve gelişmesi düzgün gidiyorsa 4-6 aya kadar hiçbir şey vermeyin. Anne Sütü ile Beslenme Sırasında Annenin Sağlık Durumu Annenin hastalıkları: Nezle, ishal olan anne bebeğini emzirebilir. Aksine bu sırada anne sütü ile bebeğe geçecek olan antikorlar, bebeği bu hastalıklara karşı korumaktadır. Anne sütü vermeyi engelleyen hastalıklar çok azdır. Bu hastalıklarda anneden bebeğe bir geçiş söz konusu değildir. Ancak annenin süt vermesi kendi sağlığı yönünden sakıncalı olabilir. Örneğin ağır kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği vb. çok nadir görülen psikoz, ağır depresyon durumlarında emzirme, annenin olumsuz davranışları nedeniyle bebeğe zarar verebilir. Annenin idrar yolu enfeksiyonu anne sütü ile beslenmeye engel değildir. Annede tüberküloz enfeksiyonu bebek için tehlikelidir. Ancak burada anneden bebeğe anne sütü ile bulaşma söz konusu değildir. Tehlike, bebek ile annenin temasından kaynaklanır. Bu durumda annenin hemen tedavisine başlanmalıdır. Bebeğe en kısa sürede BCG aşısı yapılmalı ve emzirmeye devam edilmelidir. Anne bebeği emzirirken yüzünü maske ile kapatmalıdır. Annede meme iltihabı (mastit): Anne sütü verilmesine engel değildir. Mastit şişlik, ağrı, kızarıklık ve ateş ile belirir. İltihap genellikle enfeksiyöz kaynaklı değildir. Mastitli göğüste çok ağrıya neden olmuyorsa anne bebeğini emzirmeye devam eder. Çok ağrılı ise meme elle sağılarak süt bebeğe verilir. Mastit sırasında anne sütü aniden kesilirse, memede apse gelişebilir. Böyle bir durumda emzirme sağlam göğüsle sürdürülür. Apseli meme de sık aralıklarla boşaltılır. Meme kanseri gelişen annelerin bebeklerini emzirmelerinde bir sakınca yoktur. Annede ilaç tedavisi: Süt veren annelerde ilaçlar çok dikkatlice verilmelidir. İlaç kullanan ve bebeğini emzirmek isteyen annenin durumunu doktor değerlendirir. Doğum kontrol hapı kullanan anneler bebeklerini emzirmek isterlerse yalnızca progesteron içeren hapları kullanmaları gerekir. Genelde emziren annelere doğum kontrol hapı kullanmamaları önerilir. Menstruasyon: Adet gören annenin bebeğini emzirmesinde bir sakınca yoktur. Hamilelik: Anne hamileliği sırasında bebeğini emzirebilir ancak beslenmesine çok dikkat etmesi gerekir. Annenin kötü alışkanlıkları: Emziren annenin sigara içmesi sakıncalıdır. Çünkü sigara içen annenin sütünde bebek için zararlı toksik maddeler yüksek oranda bulunur. Yine emziren annenin alkol almaması, çay ve kahve gibi içecekleri aşırı miktarda ve yemekler ile tüketmemesi gerekir. Anne Sütü ile Beslenme Sırasında Bebeğin Sağlık Durumu Doğuştan ****bolik hastalıklar: Galaktozemi, fenilketonüri vb. gibi çok nadir görülen hastalıklarda anne sütü çok dikkatli verilir ya da hiç verilmez. Anne sütü sarılığı: Sarılık görülen bebeklerde sarılığın ayırıcı tanısı için hekime başvurulmalıdır. Nadiren anne sütüne bağlı olarak sarılık görülebilirse de bu tip sarılığın bebeğe zararı olmadığı için anne sütü ile beslenmeye devam edilmelidir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde dışkılar genellikle yumuşak kıvamdadır. Dışkılama sık olabilir. Günde 8-10 kez dışkı yapan normal bebekler vardır. Renginin sarı ve dışkının bir miktarının kıvamlı olması bu durumun normal olduğunu gösterir. Anne sütü alan bazı bebeklerde kabızlığa eğilim ve 2-3 günde bir dışkılama da görülebilir. Bu durum da normaldir. , ANNE SUTU OLUSUMU Süt, süt bezlerinde yapılır. Kanallar yolu ile meme başını çevreleyen kahverengi bölgenin altındaki süt havuzlarında birikir. Emilen sütün 1/3'ü buradan gelir. Bebek emdiğinde önce bu sütü alır. Sütün geriye kalan 2/3'ü ise beyinden gelen refleks sonucu bezlerdeki sütün serbestleşmesi ile salgılanır (şekil 2.1). Bu refleks (boşalma refleksi) sırasında anne göğsünde iğnelenmeler hissedebilir. Bebek emer ----> Mesaj beyine ulaşır ----> Süt bezlerinde süt serbestleşir ----> Süt kanallara boşalır ----> Anne meme başı etrafında iğnelenme hissi duyar ----> Diğer göğüsten de süt damlayabilir ----> Süt bebeğe akar ----> Bebek emmeye ve yutmaya devam eder. Stresli, ruhsal açıdan sıkıntıda olan annelerde bu refleks baskılanabilir ve çocuk sütün bu ikinci kısmını alamaz. Bu durumda bazı özel tekniklerle sütün ikinci kısmının gelmesi ile bu refleksin oluşması sağlanabilir. Süt yapımı için en iyi uyarı aç bir bebeğin emmesidir. Göğüsler dolu olmasa da doğumdan hemen sonra annenin bebeğini emzirmeye başlaması süt yapımının uyarılması ve devamı için çok önemlidir. Bu nedenle bebeği doğar doğmaz anne memesine koyarak emzirmesini sağlayınız. Erken emzirme ile süt salgısı daha erken başlar ve bollaşır, bebek dehidratasyon ve hipoglisemiden korunur. Erken ve sık emzirme, göğüslerin tam boşalmasını ve süt yapımının artmasını sağlayan en önemli faktörlerdir. Bebek, göğüsleri boşalttıkça, süt bezleri boşalan yeri doldurmak için daha fazla süt yapar. Anneye özellikle ilk günlerde ve haftalarda bebeğe her istedikçe meme verilmesi öğütlenmelidir. Bu anne sütünün bol ve devamlı olmasını sağlayacaktır. ANNE SUTUNU ARTTIRMA YONTEMLERI Bebeklerin alması gereken tüm besinleri içeren, onları bulaşıcı hastalıklara karşı koruyan ve bağışıklık sisteminin güçlü olmasını sağlayan anne sütünün artırılması için bir dizi önerilerde bulunuluyor. İlk 4-6 ayda anne sütü, bebek için gerekli tüm besinleri içeriyor. Bu süre içinde anne sütüyle beraberinde başka bir gıda verilmesinin gereksiz olduğu belirtiliyor. Emzirme anne ile bebek arasındaki ilişki kalitesinin en yüksek seviyede olmasını sağlıyor, aynı zamanda psiko-sosyal ortamı yaratıyor. Anne sütü ile beslenen çocuklarda bulaşıcı hastalıklar daha seyrek görülüyor. Ayrıca araştırmalar, emzirmenin annede meme ve yumurtalık kanseri gelişme olasılığını azalttığını gösteriyor. Bebeklerin sağlıklı gelişmesi, büyümesi ve hastalıklardan en iyi şekilde korunması için anne sütü vermelisi öneriliyor. Uzmanların, anne sütünün yeterince gelmesi için önerileri şöyle: • Kendinizi psikolojik olarak emzirmeye hazırlamak, ayrıca emzirme eğitimi ile birlikte meme başının süt vermeye hazır hale getirilmesi için gerekli egzersizleri öğrenmek ve uygulamak için doğumdan önce mutlaka bir çocuk hekimine gitmelisiniz. • Sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, bebeğinizi doğar doğmaz ilk yarım saat içinde mutlaka emzirmelisiniz. • Doğduğu andan itibaren istedikçe emzirilmelidir. Yenidoğan bebekler genellikle 8-10 öğün emmek isterler. Öğün sayısı daha sonra giderek azalır. Sık emzirme bol süt gelmesini sağladığı gibi, göğüslerin şişmesini ve acımasını da önler. • Emzirmeden önce veya sonra ticari mama, inek sütü ya da başka gıdaların verilmesi, bebeğin aldığı süt miktarını azaltır. Bu durum da daha az süt gelmesine neden olur. Bu tür ek gıdalara, bebek 4-6 aylık olmadan başlamamak gereklidir. • Başkaca sıvılar vermek için biberon kullanılmamalıdır, bebeğin meme emmesini tümüyle kesebilir. Biberonun gerektirdiği emme şekli meme emilmesinden daha farklı ve kolay olduğu için biberonu tercih etmelerine neden olabilir. • Anne bebeğini emzirdiği dönemde kendi beslenmesine de özel bir önem göstermelidir. Emziren anne, günde en az iki litre sıvı, en az iki bardak süt içmeli veya yoğurt ve peynir gibi süt ürünlerini yemelidir. • Protein gereksinimini karşılamak için kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagiller, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerden her öğünde yemelidir. • Bol bol sebze ve meyve ihmal edilmemelidir. • Ayrıca sütünün az geldiği düşüncesinde olan annelerin şekerli gıdalardan (pekmez, bal, reçel gibi) daha fazla tüketmesi tıbben tam kanıtlanmış olmamakla birlikte faydalı olacaktır. • Emziren annenin ruhsal yönden desteklenmesi, huzurlu bir ortam sağlanması ve mutlu edilmesi de son derecede önemlidir. • Her emzirmede, bir önceki beslenmede en son verilmiş memeden başlanmalıdır. • Bebeğin emme gücüne bağlı olmakla birlikte her emzirme yaklaşık 20-30 dakika sürmelidir. ANNE SUTUNU ERKEN KESMEYIN Yapılan bir araştırma, anne sütünden yeterince beslenemeyen bebeklerde, kalp ve şeker hastalıklarına yakalanma riskinin daha fazla olduğunu gösterdi. Bilim adamları, emzirme süresini kısa tutan annelerin çocuklarının kalp krizi riskinin artığını açıkladılar. Alman Der Spiegel dergisinde çıkan habere göre, İskoçya nın Dundee kentindeki Ninewells Hastanesi nde görevli bilim adamları, emzirmenin olumlu ve olumsuz yanlarını araştırdılar. Araştırma kapsamında 11 ila 14 yaşlarında 159 çocuğu inceleyen bilim adamları, ilk haftalarda katı besinlerle beslenme ile ergenlik çağındaki kalp rahatsızlıklarının birbiriyle bağlantılı olduğunu ortaya çıkardılar. Bilim adamları, çocukların yüzde 20 sinin kan şekeri ve kolesterol değerlerinin normalden yüksek olduğunu kaydettiler. Kalp krizinin temel nedenlerinden biri olarak bilinen kan damarlarındaki belirgin değişikliklerin de çocukların yine yüzde 20 sinde tespit edildiğini belirten bilim adamları, damarlardaki değişikliğin emzirme süresiyle bağlantılı olduğunu söylediler. Araştırmaya göre, 15 haftadan daha kısa süre emzirilen kişilerin kan akışı kötüleşiyor. Sadece katı besinlerin kalp krizi riskini artırmadığını belirten bilim adamları, ilk haftalarında süpermarketten alınan sütle beslenen kişilerde de yüksek kolesterol riskinin artığını söylediler. Bilim adamları, annelere bebeklerini en az 15 hafta emzirmeyi önerdiler. BAŞARILI BİR EMZİRME Anne sütü bebekler için sadece bir besin değil, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı koruyan canlı sıvı. Çocuğun en mutlu olacağı yerin anne kucağı, yavrusunu bağrına basıp emzirmenin de anne için büyük mutluluk ve gurur verici bir durum olduğu belirtildi. Gaziantep Sağlık Müdürlüğünce hazırlanan, Anne Sütü ile Beslenme konulu yazıda, son 30 yılda yapılan çalışmaların, anne sütünün besinsel değeri ve hastalıklardan koruyucu maddeler içermesi açısından, tüm yapay besinlerden üstün olduğunu ortaya koyduğu kaydedildi. Anne sütü ile beslenmenin çocuğun sağlığı ve gelişmesi için bir ana koşul ve anne sağlığı için önemli olduğu ifade edilen yazıda, şu görüşlere yer verildi: İshalli hastalıklardan ölüm ve hastalık oranlarını azaltmak için ilk 4-6 ayda tek başına anne sütü verilmesi ve uygun ek besinler ile birlikte olmak şartı ile emzirmenin 2 veya daha ileri yaşlara kadar sürdürülmesi gereği kabul edilmiştir. Anne sütü bebekler için sadece bir besin değil, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı koruyan canlı sıvıdır. BEBEK DOSTU HASTANE UYGULAMASI Yazıda, 1991de Bebek Dostu Hastane programının gündeme geldiği, bu programın, 10 Adımda Başarılı Emzirme ilkelerinin uygulanması, bebeğin anne sütü ile beslenmesini sağlamayı, bunu özendirmek ve desteklemek için doğum kliniklerinin düzeltilmesini öngördüğüne dikkat çekildi. Birçok doğum kliniğinin Bebek Dostu statüsüne erişebilmek için çaba gösterdiği bildirilen yazıda, şu değerlendirme yer alıyor: Anne sütü yerine geçen süt formüllerine ilişkin uluslararası yasa, 10 yılı aşkın süredir yürürlükte ve anne sütü ile beslenmeyi ticari etkilerden korumak için büyük çaba harcanıyor. Bebek Dostu Hastane olmanın bir koşulu da o hastanenin süt formülleri eşantiyonları kabul etmemesi ve bunların dağıtımını yapmamasıdır. Annelerin büyük bir çoğunluğu (sütüm bebeğime yetmiyor) düşüncesi ile anne sütüne ek olarak formül sütlerini bebeklerine veriyorlar. Oysaki doğum yapmış kadınların yüzde 96-99 gibi çok yüksek bir bölümü yeterli süt salgılıyor. Buna karşın, yanlış inançlar ve uygulamalar sorucu birçok bebek bu doğal besinden tümüyle ya da kısmen yoksun kalıyor. Bebeğe bir kaç öğün bile yapay besin verilmesi, anne memesinde kanal tıkanması ve şişme gibi sorunlara neden olur. BAŞARILI EMZİRMENİN 10 YOLU Yazıda, başarılı emzirme ile ilgili 10 öneri ise şöyle sıralanıyor: Anne sütü teşvik ilkelerini tüm sağlık personeli bilmeli. Bu ilkeler doğrultusunda sağlık personeli eğitilmeli. Hamileler emzirmenin yararları ve yöntemleri konusunda bilgilendirilmeli. Annelerin, doğumu izleyen yarım saat içinde emzirmeye başlamaları sağlanmalı. Annelere emzirme yöntemleri gösterilmeli. Gerekli olmadıkça yeni doğanlara anne sütü dışında gıda verilmemeli. Anne ile bebek aynı odada kalmalı. Bebek her isteyişinde anne emzirmeli. Emzirilen bebeklere emzik verilmemeli. Taburcu olduktan sonra, anneler ilk 4 ay sadece anne sütü vermeye teşvik edilmmeli ve izlenmeli. BEBEGI NASIL EMZIRMELI Yeni doğan bebeklerin en çok ihtiyaç duyduğu besin anne sütüdür. İşte emzirirken dikkat edilmesi gerekenler... Bebeğiniz doğduktan sonra ılk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz.İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır.Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır.Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz. • Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır.Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir. • Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir.Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir. • Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın.Yeni kaynatılmlş ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin.Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın.Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın.Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın.Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir.Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamıyacaktır. • Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir.Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın.Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır.Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir.Bu nedenle omuzunuza önceden temiz bir peçete yada mendil koymalısınız.Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir. • Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur.Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir. • Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin.Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir. • Bebeğinizi her ağlayışında ve istediğinde emzirmelisiniz.Bu bebeğinizin hem beslenmesini hem de psikolojik olarak doyuma ulaşmasını sağlayacaktır. • Süt üretiminin uyarılabilmesi için özellikle başlangıçta bebeğinizin her öğünde heriki memedende emmesi gerekir.Bir sonraki emzirme öğününde son emzirmede bıraktığınız meme ile başlayın.İlk günlerde emzirme süresi her göğüs için 3-5 dakika olabilir.Bebeğin emme gücünün artmasıyla birlikte bu süre 10-15 dakikaya uzayacaktır.15 dakika bir göğüs, 15 dakika diğer göğüs şeklinde 30 dakikalık bir emzirme yeterli beslenmeyi sağlar. • Bebeğiniz emzirme sırasında genellikle uyuya kalır.Göğüs değiştirme sırasında hafif uyarılarla uyandırılarak diğer göğüsü de emmesi sağlanabilir. • Göğüs temizliği ve bakımı için kaynatılmış ılık suyla ıslatılmış pamukla silmek yeterli olacaktır.Emzirmeden sonra meme başlarınızı dikkatle kurulayın ve sütyeninizin içine temiz bir bez yada göğüs pedi koyarak kuru kalmalarını sağlayın.Sızan sütle nemlenir nemlenmez bezi değiştirin.Emzirmenin sonunda göğüs ucu sıkılarak çıkan sütün meme başı veya etrafına sürülerek bırakılması göğsün yumuşak kalmasına yardımcı olur. • Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme döneminde de doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin. Doğuştan Olan Anomaliler ve Doğum Oncesi Tanı Yöntemleri Doğuştan meydana gelen engeller iki şekilde oluşmaktadır. Bunlardan birincisi; Anne veya babada hastalık oluşturacak genetik yapıda bir olumsuzluk söz konusudur. Genlerde mevcut olan bu durum anne ve babadaki kromozomlar aracılığıyla bebeğe geçmekte ve bebeğin engelli doğmasına sebep olmaktadır. Bu tür engeller, o çiftin her gebeliğinde ortaya çıkabileceği gibi, hiç çıkmama ihtimali de vardır. Kendiliğinden meydana gelen sık düşükler veya ailede daha önce meydana gelmiş engelli bebek mevcudiyeti, bu ihtimalin düşünülmesini ve genetik araştırmanın yapılmasını gerektirmektedir. Tüm gebelikler içerisinde engelli bebek doğma riski %1-2 civarındadır. Akraba evliliklerinde bu tür hastalıkların ortaya çıkması için uygun bir ortam oluşturduğundan risk oranının arttığı görülmektedir. Çünkü bu hastalıkların genel toplum içinde farklı ailelerden gelen kadın ve erkeklerde görülme oranı çok düşüktür. Ancak akrabalar arasında görülme oranı ise çok daha yüksektir. Bunun sonucunda hem anne hem de babada aynı hastalıklı gen bulunacağından, şifrelenme (kromozom) yoluyla bebeğe aktarılması sağlanacak ve bebeğin engelli doğmasına sebep olacaktır. Özellikle 'birinci derece akraba' evliliğinden kaçınılması, akraba evliliği yapmış olanlar ise mutlaka genetik araştırmalarını yaptırmaları gerekir. Diğer bir durum ise anne ve babada genetik hastalık yaratacak herhangi bir etken mevcut değilken, sadece o gebelikte bebeğin kromozomlarında bozukluk yaratan faktörlerin mevcudiyeti rol oynamaktadır. Bunun haricinde, gebeliğin ilk üç ayında; gebeliğe zararlı olduğu belirlenmiş ilaçların alınması, röntgen ışınlarına maruz kalınması, özellikle gebeliğin ilk üç ayında mikrobik hastalıklardan kızamıkçık, sitomegolovirüs, frengi, kabakulak, suçiçeği, grip, toksoplazma gibi bazı hastalıkların geçirilmesi sonucu genlerde bozukluk oluşarak anne karnındaki bebeklerin engelli olmasına sebep olabilir. Doğuştan engellerin bazılarında ise yukarıda belirtilen etkenlerin hiçbirisi bulunmayabilir. Gebeliğin ilk üç ayı içerisinde meydana gelen düşüklerin incelenmesinde, bu bebeklerin yaşama şansı olmayacak kadar ciddi genetik bir engele sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Down Sendromu Down Sendromu, insanın en küçük yapıtaşı olan kromozomların sayısının farklı olmasından ileri gelen bir sorundur. Sağlıklı her insanın hücrelerinde toplam 46 tane kromozom mevcuttur. Bu kromozomlar; kadında 46 tane 'X', erkekte ise 45 tane'X' ve 1 tane de 'Y' kromozomu olarak bulunmaktadır. İnsan hücrelerinde bulunan toplam 46 tane kromozom, bilimsel anlamda 1 den 46 ya kadar numaralandırılmıştır. Down Sendromunda ise 21 numaralı kromozoma ilave olarak 1 kromozom daha bulunmaktadır. Bu kişilerde 2 tane 21 kromozom olduğundan toplam kromozom sayısı 46 yerine 47 tane olmaktadır. Buna benzer başka isimlerle anılan 18 ve 13 üncü kromozom fazlalığı ile beraber olan farklı sendromlar da mevcuttur. Hayatla bağdaşan ve en sık rastlanan kromozom bozukluğu olan Down Sendromunun ortaya çıkmasında annenin yaşı çok önemlidir. Canlı doğumlarda görülme sıklığı yaklaşık 1/850 dir. Bu sıklık, 20 li yaşlarda 1/1500 iken, 45 yaşında 1/28 kadar yükselmektedir. Yaklaşık % 30-35 inde ağır derecede kalp rahatsızlığı ve %15 inde de başta oniki parmak bağırsağında tıkanık ve mide barsak sistemi ile ilgili diğer engeller bulunmaktadır. Anne rahmindeki bebekte, Down sendromu olma riski anne yaşı ile artmaktadır. Çok önceleri tarama testi yapılırken annenin yaşı gözönüne alındığında, 35 yaştan gün almış olan kadınların Down sendromlu bebek doğurma riskinin 1/270 olarak bilindiğinden, bu kadınlara anne karnındaki bebeğin bulunduğu keseden su numunesi alınarak (amniyosentez) kromozom tetkiki önerilmekteydi. Bu konuda yapılan çalışmaların başlıca amacı, mümkün olduğunca annelere az müdahale yaparak yüksek teşhis yeteneklerine sahip bir test geliştirmektir. Daha eski olan ve Üçlü Test olarak adlandırılan test ile daha güncel olan 11-14 haftaları arasında yapılan 'İlk üç ay Down Sendromu' tarama testi bu amaçla kullanılan testlerdir. 11-14 ncü gebelik haftaları arasında yapılan Tarama Testi: Bu testin Down Sendromlu bebekleri ortaya çıkarma duyarlığının % 90 civarında olduğu bildirilmektedir. Kullanılan parametrelerden biri gebeliğin 11-14 ncü haftaları arasında, bebeğin ense derisi altında bulunan sıvı birikimi ile meydana gelen ense kalınlığının ölçülmesi, kanda PAPP-A ve serbest (3-hCG değerleridir. Bu değerler; annenin yaşı hesaba katılarak bir programa girilir ve buna göre Down sendromu riski hesaplanır. Bu testin en önemli parçası olan ense kalınlığı ölçümü 18 ve 13 ncü kromozomlardaki sayısal değişikliklerle ortaya çıkan diğer engellerin (Trizomi 18 ve 13, Turner Sendromu Kromozom yapısı: '45 XO') taranmasında da yardımcı olmaktadır. Yapılan çalışmalar bu ense kalınlığının artması ile anne rahmindeki bebeklerde doğumsal kalp hastalıkları riskinin de artmış olduğunu göstermiştir. Bu durumda çıkan test sonuçlarında, bebeğin kromozom yapısı normal saptansa bile kalp hastalıkları açısından 5 nci ayda mutlaka tetkik edilmesi önerilmektedir. 16-18 nci gebelik haftaları arasında yapılan Tarama Testi: Üçlü test olarak bilinen bu yöntem, gebeliğin 16 ile 18 nci haftaları arasında en doğru sonuçları veren bir kan testidir. Yapılış amacı özellikle Down Sendromu diye adlandırılan problemli bebeklerin anne karnında iken saptanmasına yöneliktir. Üçlü test için anneden bir miktar kan alınması gerekir. Alınan kanda Alfa Feto Protein (AFP), human Koryonik Gonadotropin (hCG) ve Östriol (uE3) hormonları ölçülür. Gebeliğin değişik haftalarına göre bu hormonların değerlerinde farklılıklar olmaktadır. Gebelik haftasına göre özel bir hesaplama yöntemi ile 'MoM' değerleri bulunur. Testin neticesini hesaplarkn annenin yaşı, ırkı, vücut ağırlığı, şeker hastalığı olup olmadığı ve sigara kullanıp kullanmadığı da dikkate alınır. Tüm bu veriler ile kandaki üç hormon değerleri bir bilgisayar programına girilerek olasılık olarak sonuç elde edilir. Örneğin 1/2300 gibi çıkan bir sonuçta, Down Sendromlu çocuk doğurma olasılığının çok düşük olduğunu gösterir. Bu sonucun 1/270 ve daha sık olarak, 1/220 veya 1/200 olarak hesaplanması, Down Sendromlu bebek doğurma riskinin yüksek olduğunu bildirir. 'Üçlü tesfte yüksek risk saptanan yaklaşık 100 anne adayının doğurduğu çocuklardan ancak 1 tanesinin Down Sendromlu olduğu bildirilmektedir. 'Üçlü test' yöntemi Down Sendromlu bebeklerin yaklaşık % 60-70 inin saptanmasına yardımcı olur. Tarama Testinde Yüksek Risk Saptandığı Durumlarda Ne Yapılmaktadır ? Bu testin sonucunun riski yüksek gösterdiği durumlarda, anne karnındaki bebeğin gerçekten Down Sendromlu olup olmadığını ortaya koymak gerekir. Bu amaçla bebeğin kromozom yapısının saptanması için bebeğin anne karnında bulunduğu kese içindeki sıvıdan örnek almak (amniyosentez) veya göbek kordonundan kan alınarak bebeğin genetik incelemesi (kromozom analizi) nin yapılması gerekmektedir. 5 nci aydan önce kolay yapılan ve gebeliğe olan riski en az olan yöntem olarak su kesesinden sıvı alınması (amniyosentez) yapılmaktadır. Amniyosentez ile elde edilen sıvıdan laboratuvarda yapılan kromozom tayini ile bebeğin normal olup olmadığı hakkında bir karar verilir. Down Sendromu Testleri Niçin Önemli ? İlk 3 ay Down Testi, gebeliğin 11-14ncü haftalarında, Üçlü test ise anne adayına gebeliğin16-18 nci haftalarında uygulanması gereken bir testtir. Testin bir tarama testi olduğu unutulmamalıdır. Tarama testi genel olarak kolay yapılan ve herkese uygulanabilen ve aynı zamanda ucuz bir test olmalıdır. Sonuçları ise kesin bir teşhisten ziyade, bir hastalığın ortaya çıkarılmasında kullanılan yardımcı bir yöntemdir. Kesin teşhis için her zaman daha ileri bir yönteme ihtiyaç duyulur. Üçlü testte de kesin sonuç amniyosentezle konur. Tekrar vurgulamak gerekir ki nasıl her yüksek riskli test sakat çocuk anlamına gelmiyorsa, normal sonuç alınan her test de bebeğin % 100 sağlıklı olduğunu göstermez. Bu nedenle bu teste ilaveten 18 ile 20 ci gebelik haftalarında ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile diğer problemler aranmalıdır. Özellikle ense kalınlığı 2 mm üstünde olan bebeklerde, kromozom incelemesi normal olsa bile 18-20 nci haftalarda mutlaka detaylı ultrasonografiye ilaveten kalp yönünden incelenmesi gerekmektedir. Ultrasonografi: Ultrasonografik inceleme; ses dalgaları kullanılarak elde edilen görüntüleme yöntemleridir. Anne karnındaki bebeğin durumunun değerlendirilmesi ve bebekteki engelin saptanması açısından ultrasonografi; doğum öncesi tanıda giderek artan bir değer kazanmaktadır. Gebelik döneminde uygulanan ultrasonografi, bebek yaşının hesaplanması, bebeğin yaşam fonksiyonlarının, çoğul gebeliklerin, su kesesindeki sıvı miktarının değerlendirilmesi ve bebek eşinin rahimde -bulunduğu bölgenin tayin edilmesi açısından çok önemlidir. Pek çok doğuştan engeller, anne karnındaki dönemde ultrasonografi aracılığı iletanmabilmektedir. Anne karnındaki bebekte engelin saptanması açısından ultrasonografi duyarlılığı % 14-85 arasında değişmekte, kişiye özel yapılan incelemede % 99 dolaylarında olduğu bildirlmektedir. Seçilmiş bir engelli olabileceği düşünülen ve aile hikayesine dayanarak uygulanan özgün ultrasonografide, anne karnındaki bebekte engelin saptanması açısından duyarlılık % 99 lara çıkabileceği bildirilmektedir. Doğum öncesi bakım almak ve kontrollere düzenli olarak gitmek, gebelikte muhtemel anormal durumların tespiti için yapılacak en doğru seçimdir. Gebelikte bu tür durumların tespiti için en çok başvurulan ve hiçbir yan etkisi olmayan yöntem ultrasonografidir. Yapılan ultrasonografik tetkik ile bebekteki fiziksel anormalliklerin daha gebeliğin ilk haftasından itibaren belirlenmesi sağlanır. Gebeliğin on ikinci haftasında ultrasonografi ile bebeğin ense cilt kalınlığının ölçülmesi sonucu Down sendromu olma riski hesaplanabilir. Bebekteki kromozom bozukluğunun kesin tespiti için bebeğin eşinden (plesentadan) ya da kesenin suyundan gebeliğin 15-16ncı haftalarında örnek alınarak (amniyosentez) genetik inceleme yapılmalıdır. Bebeğin eşinden parça alma işlemi ( Koryonik Villüs Biyopsisi=CVS ), gebeliğin 10-11nci haftalarında uygulanır. Hastahanede yatmayı gerektirmeyen ağrısız ve kolay uygulanabilen bir işlemdir. Yapılan işleme bağlı olarak %2-3 oranında düşük yapma veya mikrop kapma riski vardır. Bu işlemler sadece risk grubu; ense kalınlığı ölçümü ve / veya üçlü tarama testi sonucuna göre risk oranı yüksek olanlara, 35 yaşını geçmiş tüm gebelere, ultrasaund sonucunda şüpheli durumda olanlara, genetik hastalık taşıyıcısı olduğu bilinen ebeveynlere ve daha önce engelli (anomalili) bebek sahibi olan gebelere uygulanması gerekmektedir. Bebek sahibi olmayı isteyen her çiftin aklının bir kenarında endişe olarak bulunan anomalili bebek sahibi olma ihtimalini; akraba evliliğinin önlenmesi, gebelikte bulaşıcı hastalıklardan, alkol, ilaç, sigara, röntgen ışınları ve diğer zararlı durumlardan kaçınmak gibi önlemlerle azaltmak mümkündür. Ancak bilinmeyen ve önlenemeyen nedenlerle ortaya çıkan engellere yönelik alınacak en etkili yöntemin uygun doğum öncesi bakım olduğu unutulmamalıdır. DOGUM ICIN IHTIYAC LISTESI Doğuma hazırsınız. Peki bebek için, kendiniz için ve hastane için gerekli şeylerin hepsi tam mı biliyor musunuz? İşte size kontrol etme fırsatı.... BEBEK İÇİN GEREKENLER: - Bebeğinizin içinde uyuyabileceği bebek beşiği - Yatak takımları - Yumuşak bir battaniye - Bebek arabası veya ana kucağı - Varsa arabanız için bebek oturağı - Bebeğin yıkanması için küvet - Bebeğin banyosu için havlu, özel sabun ve şampuan - Altını değiştirirken sereceğiniz kalınca örtü yada ince bir minder - Bebek bezleri ve altını temizlemek için kremli mendiller, pudra - Bebeği biberonla beslayecekseniz şişe, emzik gibi malzemeler Bebeğiniz için gereken giysiler: - 6-8 adet geniş yakalı fanila, 8 tulum, en az 2 hırka, 2 pijama, 3-4 çift yumuşak çorap, bebek başlığı yada şapka, bebek eldiveni, hava soğuk ise yünlü dış giysi - Bebeğinize masaj yapmak için bebek yağları, temizleyici mendil, nemlendirici ve pudra ANNE İÇİN GEREKENLER: - Hijyenik kadın pedi (emici özelliği yüksek olmalı) - 3-4 adet lohusa sutyeni; başlıca iki tür lohusa sutyeni vardır. Birinde açıldığında yalnızca meme başını ortaya çıkaran pencereler bulunur. Diğeri ise önden kopcalı olduğundan emzireceğiniz zaman kolayca bütünü ile açılabilir. İkinci tip daha iyidir, çünkü bunda bütünü ile açıkta kaldığından bebek memeye dokunma olanağı da bulur. Saf pamuklu ve alttan destekli sutyenler yeğlenmelidir. Göğsünüzün en şişkin yerinden alacağınız ölçü size lohusa sutyeninin ölçüsünü verir. Bolca pamuklu ve tercihan tek kullanımlık iç çamaşırı - Acıyan meme uçları için krem - Sutyen tamponları; sızan sütün sutyene geçmesini önler. - Önden açılan gecelik ve pijamalar - Alçak topuklu terlik HASTANE İÇİN GEREKENLER - Öncelikle hamilelik ve doğum çizelgeniz ve doktor kontrollerinizin bulunduğu dosyanız - Bol fanila ve gecelik, pamuklu ve ter emen cinsten olmasına dikkat edin. - Kalın çoraplar, doğumun ileri evresinde üşüyebilirsiniz. - Küçük bir sünger parçası yada bez,dudaklarınızı ıslatmak için. - Temiz havlular ve sabun - Kişisel temizlik malzemeleriniz; deodorant, pudra, diş macunu ve fırçası, tarak, şampuan, kağıt peçete ve havlu, nemlendirici ruj, temizleme mendilleri - Sabahlık ve alçak topuklu terlik - Sırt masajınız için bir masaj topu ve masaj yağı - Sizi dinlendirip rahatlatacak kitap, dergi, teyp ve kasetler - Fotoğraf makinası ve kamera - Eşiniz için yiyecek ve içecek gıdalar - Yakınlarınızın telefon numaraları DOGUM ONCESI BAKIM Kendiniz ve bebeğiniz için yapabileceğiniz en önemli şey, hamile olduğunuzdan kuşkulandığınız anda doğum öncesi bakıma başvurmaktır. Birçok kadın bir doğum uzmanından ya da doğum öncesi bakım sağlayan başka bir doktordan randevu aldığında, hamile olduğunu biliyordur. Tüm semptomlar görülmektedir ve evde yaptıkları bir gebelik testi pozitif sonuç vermiştir. Hamileliğiniz bir testle doğrulanmadıysa, doktorunuzun muayenehanesinde bir test yaptırabilirsiniz. Doktorların çoğu, bir adet gecikir gecikmez özellikle hamile kalmaya çalışıyorsanız doğum öncesi bakıma başvurulmasını önermektedir. En fazla iki adetin gecikmesini bekleyebilirsiniz. Doktora gittiğinizde ayrıntılı bir sağlık formu doldurursunuz ve doktorunuz, soruna yol açacak ya da hamilelik sırasında özel önlemleri gerektirecek, önceden varolan bazı durumların söz konusu olup olmadığını anlamak için aile öykünüz ve genel sağlığınız hakkında birçok soru sorar. Ne zaman gebe kaldığınızı öğrenmek önemlidir, bu nedenle doktor bebeğin ne zaman doğacağını kesin olarak belirlemek için adet düzeniniz hakkında sorular sorar. Ancak bu yalnızca bir tahmindir. Bebeklerin çoğu tam beklendikleri gün doğmazlar. Bir bebeğin tahmin edilen tarihten 2 hafta önce ile 2 hafta sonrası arasında doğması tamamen normaldir. Tıbbi öykünüzü öğrendikten sonra, doktorunuz fiziksel bir muayene ve bir pelvis muayenesi yapar. Tipik olarak, ilk vizitten sonra genellikle hamileliğin son haftalarına kadar pelvis muayenesi bir daha yapılmaz, o zaman da doğumun yakın olup olmadığını belirlemek için yapılır. Kan ve idrar tahlilleri ilk vizitte yapılır. Vizit genellikle doktorun sizinle hamilelik konusunda tartışması, beslenme, kilo alma ve egzersiz konusunda öğütlerde bulunması ve vajinal kanama gibi potansiyel komplikasyonlar konusunda sizi uyarmasıyla son bulur. İlk vizitten sonra, düzenli vizitleriniz, ağırlık ve kan basıncınızın belirlenmesiyle başlar, ayrıca tahlil için bir idrar örneği vermeniz istenir. Doktorunuz, baş ağrısı, görmede değişiklikler, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, bacaklarda ya da ayaklarda şişme ya da vajinal kanama gibi sorunların olup olmadığını öğrenmek ister. Doktorunuza sormak için, ay boyunca aklınıza gelen soruları not edin. Gebeliğin 10 ila 12 haftasından sonra, vizitin heyecan verici bir parçası, bebeğinizin bir Doppler aletiyle (bir ses yükseltme aracı) teşhis edilen kalp atışını dinlemektir. Doktorunuz bebeğin uygun bir şekilde büyüyüp büyümediğini anlamak için karnınızı muayene edecektir. Bazen, döllenmenin gerçekleştiğini düşündüğünüz zaman ile ceninin büyüklüğü arasında bir çelişki olur. Ceninin yaşı söz konusu olduğunda, doktor, ceninin düşünüldüğünden daha büyük olup olmadığını belirlemek için bir ultrason muayenesinin yapılmasını isteyebilir. Bu, doktorun bebeğin kafatasının genişliğini ölçmesi için, ceninin bir resmini kaydetmek üzere yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanan acısız bir testtir. Ultrasonografi denilen bu testle, son adet döneminden 7 hafta sonra cenin de görülebilir. Bedene müdahale etmeden sağlık hakkında yaşamsal bilgiler edinilmesini sağlaması açısından, ultrason testi doğum uzmanlarının pratiğinde önemli bir etki yaratmıştır. Cenin yaşını belirlemek için kullanılmasının yanı sıra, birden fazla bebek taşıyıp taşımadığınızı, bebeğin bütün kısımlarının tamam olup olmadığını, uygun bir şekilde büyüyüp büyümediğini, plasentanın konumunu ve bazı durumlarda çocuğun cinsiyetini de açık bir şekilde gösterebilir. Bazı doktorların muayenehanelerinde küçük ultrason cihazları vardır ve anneyi bebeğin hayatta ve aktif olduğuna ikna etmek için doğum öncesi vizitler sırasında kullanırlar. Ancak genellikle bu birimler cenin hakkında çok ayrıntılı bilgi sağlayamazlar, bu nedenle ultrason incelemelerinin büyük kısmı hastanelerde ya da radyoloji merkezlerinde yapılır. DOGUM ONCESI BAKIMIN ONEMI Gebelik; aileye yeni bir üye katılımının beklentisi ve heyecanıyla yaşanılan çok önemli bir süreçtir. Bu süreçte verilen doğum öncesi bakımla; anne karnındaki bebek gelişiminin yakından takip edilmesi, gebelikteki risk oranlarının saptanması, gereksiz müdahalelerden kaçınılması, anne ve bebek ölümlerinin önlenmesi veya asgariye indirilmesi amaçlanmaktadır. Gebeliğin hedeflendiği şekilde; sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir anneyle sonuçlanması, gebenin ve ona bakım veren sağlık ekibinin görev ve sorumluluğu kapsamındadır. İngiltere de 1915 yılına kadar gebeler ancak doğum anında doktor veya ebe tarafından görülebiliyorlardı. Ülkemizde bunun önemi gün geçtikçe daha iyi anlaşılmakla birlikte, halen büyük bir sorun olarak önemini koruduğu dikkati çekmektedir. Doğum öncesi bakım ebelerin ev ziyareti, gebelerin pratisyen hekimlere gitmeleri veya daha ideal şekliyle konunun uzmanlarınca gerekli laboratuvar desteği altında kliniklerde izlenmeleri şeklinde olmalıdır. Doğum öncesi bakım uygulamalarının prensipleri: o Gebelik süresince beslenme ve diğer konularda gerekli eğitimin verilmesi, fiziksel ve ruhsal iyilik halinin temini ve devamını sağlamak. o Doğumsal engel oluşumuna yol açabilecek nedenleri ortadan kaldırmak veya zamanında tanının konmasının temini ile, bebeğin canlı, sağlıklı ve gününde doğmasını sağlamak. o Anne ve bebeğinin hayatını tehdit edebilecek veya sağlığını bozabilecek durumları tespit ve tedavi etmek. o Anneyi sosyal, fiziksel, psikolojik ve eğitsel olarak en üst düzeye çıkarmak suretiyle doğuma, emzirmeye ve bebek bakımına hazırlamak. o Anneye; genel vücut bakımı, beslenme, aile planlaması, gebelikte tehlike belirtileri, yeni doğanın bakımı ve ihtiyacı olabilecek diğer konularda eğitim verilmesi sağlanabilir. Son yıllarda tıbbi ve teknolojik gelişmelere paralel olarak hamilelik bakımının zamanında ve etkin bir şekilde yapılması ile genetik hastalıkların anne karnında iken tespit edilmesi ve gereken tedbirlerin geç kalmadan önceden alınması sağlanmış, anne ve bebek ölümleri büyük bir oranda azaltılmıştır. Gebelik ve doğuma bağlı nedenlerle dünyada her yıl 600 bin kadın başka hiçbir sağlık sorunları olmamasına rağmen yaşamını kaybetmektedir. Bu kadınların ölüm nedenleri incelendiğinde, ilk sıralarda doğum öncesi bakımla önlenebilecek kanama, iltihaplanma (enfeksiyon) ve gebelik zehirlenmelerinin olduğu görülmektedir. Bu nedenle doğum öncesi bakım; gebelik oluştuğu anda başlanmalı ve sağlıklı bir bebek dünyaya gelene kadar aksatılmadan devam edilmelidir. Sorun olmadan ilerleyen bir gebelikte, doktor tarafından aksi söylenmediği takdirde planlı ve düzenli bir şekilde yapılması gereken doğum öncesi bakım ve kontroller; gebeliğin ilk üç ayında bir kez, 4-7 nci aylar arasında ayda bir, 8 nci ayda 15 günde bir ve 9 ncu ayda ise haftada bir kez olmak üzere yapılması gerekir. Kontrol süreleri ve bu kontrollerde yapılacak işlemler aşağıdaki çizelgede belirtilmiştir. Doğum Öncesi Bakım Periyodu: İlk 12 Hafta : Şikayetlerin ve soruların dinlenmesi, Psikolojik ve sosyal desteğin sağlanması, risklerin belirlenmesi, Sağlık durumunun değerlendirilmesi, Genel danışmanlık hizmeti ve öneriler 13-24 Hafta : Gelişimin ve ağırlık artışının takibi, Nabız ve Kan basıncı kontrolleri Rahim büyümesi Çocuk kalp sesi takibi (ÇKS) Beslenme ile ilgili öneriler Şeker hastalığı yönünden değerlendirme(Şeker yükleme testi) Genetik inceleme (Üçlü Tarama Testi) Gerekirse Amniosentez (çocuk kesesinden su alınması) 28-32 Hafta : Rahim içindeki bebeğin gelişimi Gebelik krizleri yönünden takip Tetanoz aşısının yapılması Doğuma hazırlık Bebek bakımı ve doğum kontrolü ile ilgili eğitimin verilmesi Kan basıncı, nabız ve solunum = Normal & Şişlik (ödem) = Yok & İdrarda albümin (protein) =Yok ise Diğer kontrollerde idrar tetkiki gerekmez 34-36 Hafta : Bebeğin gelişiminin takibi, Annenin kan seviyesinin değerlendirilmesi Bebeğin pozisyonu ve rahim içi yerleşimi Doğum yapılacak merkezin belirlenmesi Doğum belirtileri ve doğum yardımı Meme muayenesi ve emzirme eğitimi Doğum sonu aile planlaması eğitimi 37-38-39-40 Hafta : Bebeğin geliş pozisyonunun tespiti Doğum eylemi Vücudun genel inceleme bulguları Genel danışmanlık hizmetinin verilmesi DOGUM SONRASI BEL VE SIRT AGRILARI 12 ay boyunca annenin her gün en az 50 kez 3.5 ile 5 kiloluk bebeği, uzanarak kucağına aldığı, çocuğun ağırlaşmasıyla bu yükün daha da arttığı kaydedildi. Araştırmacılar tarafından, annenin bel ağrısından sakınması için hazırlanan 10 temel kural, Amerikan Ortopedistler Akademisi yayın organında yer aldı. Bu temel kurallar şöyle: 1- Doğum sonrası annenin günde 10 dakika egzersiz ve yer hareketleri yaparak vücudun gerilmesini sağlaması gerekiyor. 2- Anne doğumdan sonra 6 hafta içinde eski normal kilosunu dönmeli. 3- Anne, bebeği, kollarını uzatarak değil, göğse yakın bir mesafeden kucağa almalı. Anne, aynı zamanda vücudunu bükmemeye dikkat etmeli. 4- Anne çocuğu kucağına almak için dizlerini kırarak eğilmeli. Çocuğun kucağa alınmasından önce karın adalelerinin gerilmesi ve çocuğu kaldırmak için bacak adalelerinden kuvvet alınması gerekiyor. 5- Çocuğun, önünde tepsisi bulunan özel sandalyeden alınması veya sandalyeye konulması sırasında, sandalyenin tepsisinin çıkarılması gerekiyor. Bu durumda anne zorlanmadan çocuğu sandalyeden alıp koyabilecek. 6- Bebeğin karyolasından alınıp kornulması sırasında, karyolanın yan korumasının çıkarılması gerekiyor. Annenin uzanarak bebeği karyolanın üzerinden kucağına almaması gerekiyor. 7- Anne yürüyüşe çıktığı sırada bebeği sırtında değil, önüne asacağı bir askı çanta içinde taşımalı. 8- Anne çocuğu kalçasının üzerine yük gelecek şekilde taşımamalı, bu şekilde taşınan çocuğun yükü bel adalelerine fazla yük binmesine yol açıyor. 9- Bebeğin emzirilmesi sırasında annenin bebeğin üzerine eğilmemesi salık veriliyor. Emzirme sırasında bebeğin yüksek bir sandalye üzerinden annenin göğsüne yaslandırılması gerekiyor. Bu durumda annenin, sırt ağrısını giderebileceği belirtiliyor. 10- 4 kapılı otomobillerin bebeğin arabaya konulması sırasında anneye daha fazla kolaylık sağladığı, bebeği arabadaki koltuğa, aracın dışından uzanarak bırakılmaması gerekiyor. Uzmanlar, genç ve kilolu annelerin sırt ve bel ağrısından daha fazla şikayetçi olduğunu belirtiyor. Bazı özel durumlarda doktorun egzersiz için izin vermesi gerektiğine dikkat çekilirken, sezaryenle doğum yapan kadınların, egzersiz için 6 hafta beklemesi gerekiyor. DOGUM SONRASI JIMNASTIK Doğumdan sadece altı hafta sonra bebeğinizle birlikte jimnastik yapabilirsiniz. Bu forma girme programı sadece anneler ve yenidoğan bebekleri için. Bu program sayesinde hem siz doğumdan önceki formunuza kavuşacaksınız, hem de bebeğiniz sizinle girdiği bu yakın ilişkiden ötürü mutlu olacak; algısı ve vücudu daha kolay gelişecek. Doğumunuzdan sonra jimnastik yapmak istiyorsanız, bunu yapmak için temizliği bitirmeyi, küçüğün mamasını hazırlayıp, onu yedirip, yatırmayı beklemenize gerek yok. Bunu beklerseniz, hiçbir zaman uygun zamanı gelmez. Gelse bile siz yorgunluktan kolunuzu kaldıramayacak halde olursunuz. Beklemek yerine, zamanı iyi şekilde değerlendirin ve sevgili bebeğinizle birlikte jimnastik yapmanın tadına varın. Bu egzersizler sadece anneler ve küçük bebekleri için geçerli. Dokuz aylık hamilelik süresinden sonra, yıpranan ve hareketsiz kalan bütün vücudunuz bu egzersizler sayesinde yeniden çalışmaya başlar. Siz karnınızı sıkılaştırırken ve sırtınızı güçlendirirken, bebeğiniz de hem görsel, hem de bedensel algılamasını geliştirecek. Kollarını ve bacaklarını hareket ettirirken aynı zamanda gözleriyle de sizi izleyecektir. Böylece onunla sadece ona özel, çok yakın bir ilişkiniz olacak. Sonuçta, hem yararlı, hem de harika zaman geçireceksiniz. Üstelik hem oyun ilişkileriniz derinleşecek, hem de bebeğiniz kolaylıkla, dengesini bulacak, kasları gelişecek. Bu programı birçok ay boyunca sürdürürseniz, bebeğinizin sportif yönünün gelişmesine de çok yardımcı olursunuz. Daha büyük bir çocuğunuz varsa, o da sizinle ve kardeşiyle birlikte bu hareketleri yapabilir. Ancak, egzersizler sırasında onunla konuşun, hareketleri dilediği gibi yapmasına izin verin ve ona dokunun. Böylece kardeşini kıskanmaz, aksine sizinle birlikte bu işi paylaştığı için kendini mutlu hisseder. Egzersizlere başladığınızda kendinizi zorlamayın ve yavaş yavaş ilerleyin. Unutmayın vücudunuzun tekrar harekete başlamaya alışması gerekiyor. Bu hem eklemleriniz, hem sırtınız, hem de basenleriniz için geçerlidir. Doğumu izleyen haftalarda, genç anneler kendilerini çok yorgun, neredeyse depresyona girecek kadar yorgun hissederler. Tekrar dinçleşmek için düzenli olarak bir fizik aktivitesi yapmak, vücudu hareket ettirmek en iyi yoldur. Birkaç günün sonunda, hem uyku düzeninizde, hem de iştahınızda bunun etkilerini göreceksiniz. Burada verdiğimiz bütün egzersizlerin en az sekiz kadar tekrarlamanız gerekir, ama eğer isterseniz daha fazlasını da yapabilirsiniz. İyi jimnastikler. Hassas bölgeleri güçlendirmek için 11 etkili egzersiz Bu 11 egzersizi doğumdan 6 hafta sonra, haftada en az üç kez olmak üzere istediğiniz sıklıkla yapabilirsiniz. Jimnastik yapacağınız mekanın geniş olmasına dikkat ederek, rahat giysilerinizi giyin ve daha iyi konsantre olmak için bebeğinizle birlikte zevkli dakikalar geçirmeye hazırlanın. Bebeğinizin altının temiz olmasına ve karnının aç olmamasına da özen göstermelisiniz. 1* Karnınızı sertleştirmek için Sırtüstü yere uzanın ve bacaklarınızı havada üstüste koyun. Bebeğinizi karnınız üzerine oturtun, sırtı oyluklarınız üzerine yerleşsin; aynı zamanda iki elinden tutun. Karnınızı içinize çekin ve aynı anda kasın. Sırtınızın aşağı kısmı yere değmeli. Bu pozisyonda, başınızı ve vücudunuzun üst kısmını kaldırın, bu sırada karnınız ve baseniniz kasılı olmalı. Başlangıçta, kendinizi zorlamayın. Ve kendinize dinlenmek için ara verin. Bu aralarda da, bebeğinizi kollarının altından tutarak, kendinize doğru çekin. Onu kendi kendine kalkmaya alıştırmalısınız. Siz karın kaslarınızı çalıştırırken, o da boyun kaslarını güçlendirecek ve başını daha iyi kontrol etmeyi öğrenecek. 2* Mideyi kaslandırmak Sırt üstü uzanın, böbreklerinize destek vermesi amacıyla, katlanmış bir havlunun üzerine yatabilirsiniz. Dizlerinizi kırın ve ayaklarınızı sağlam bir şekilde yere basın. Bebeğinizi sırtı oyluklarınıza dayanacak şekilde üzerinize yerleştirin. Bütün basen kaslarını gererek, karnınızı içeri çekin. Yavaşca büstünüzü kaldırın, bu arada da bebeğinizi bir eliniz ile tutun. Öteki elinizi de ters taraftaki dizinizin üzerine doğru uzatın. Bu hareketi en az sekiz kere, kendinizi iyi hissederseniz daha fazla kez tekrarlayın. Kendinize bir ara verdikten sonra, bu kez de öteki tarafınızla aynı hareketleri tekrarlayın. Bu bebeğinizin dengesini bulması için çok iyi bir egzersiz türüdür. Aynı zamanda, sizin karın bölgesi kaslarınızın güçlenmesine yardımcı olacağı gibi, midenizin de gerilmesine yardımcı olacaktır. 3* Mideyi germek Bebeğiniz sırt üstü uzanmış bir şekilde önünüze alarak, yüz üstü uzanın. Karnınızın alt kısmına havlu koymayı ihmal etmeyin, aksi takdirde, böbreklerinizi zorlayabilirsiniz. Aynı şekilde bebeğinizi de bir havlunun üzerine yatırın. Bu pozisyonda, avuçiçleriniz yere değecek şekilde, kollarınızı uzatarak bebeğinize yaklaşmaya çalışın. Karın kaslarınız kasılmış bir durumda 15 ile 60 saniye arasında bu şekilde kalın. Bebeğiniz sizi kendisine yakın hissetmekten çok memnun olacaktır. Her arada bebeğinizi sevip okşamalısınız. 4* Sırtı ve kalçaları sıkılaştırmak Her ikinizde aynı pozisyonda uzanın. Düzenli olarak her bacağınızı en az 8 kez kaldırın. Her hareket arasında gevşeyin. Siz bacak kaslarınızı çalıştırırken, bebeğiniz de eğlenecek. 5* Sırtınızı güçlendirin Aynı pozisyonda yatarken, kollarınızı sırtınızın arkasında birleştirin. Kürekkemiğinizi gerin ve başınızı 6 ile 8 kez kaldırın. Böylece sırtınızın üst bölge kaslarını çalıştırmış oluyorsunuz. Her hareket arasında gevşemeyi unutmayın. 6* Göğüs ve kollarınızı sıkılaştırın Oturun ve bebeğinizi önünüze alın. Koltuk altlarından öne ve arkaya kaldırın, sonra yukarı kaldırın ve indirin; bunu sekiz kez yapmalısınız. Ancak her harekettten sonra bir ara vermeyi ihmal etmeyin. Bebeğinizin boyununu güçlendirirken aynı zamanda kollarınızı ve göğüsünüzü de kuvvetlendirecek ve sıkılaştıracaksınız. 7* Kol ve göğüsü gerin Oturur pozisyonda, kollarınızı arkada birleştirin ve kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın. Bu gerginlikte 15 ile 60 saniye arasında tutun, gevşeyin ve sonra tekrar başlayın. 8* Oylukları sıkılaştırın Ayakta, oyluklar açılmış, bebeğinizi kollarından tutun. Baseninizi gerin, sonra hafifçe dizlerinizi kırın, büstünüzü öne eğin. Sırtınızı düz ve gergin tutun. Ayaklarınızı düz tutarak ve oyluklarınızın üzerine gerinerek, topuklarınız üzerine inin. Sonra kalkın. Egzersizi 8 kez tekrarlayın, bu arada her seferinde bir durak vermeyi unutmayın. 9* Oylukları gerin Ayakta, bebeğiniz göğüsünüze yaslanmış şekilde, bir bacağınızı öne çekerek durun. Bu pozisyonda 15 ile 60 sanile arasında kaldıktan sonra ayak değiştirin. 10* Sırtınızı esnetin Bebeğinizi yeniden önünüze sırtüstü yatırın. Bir kedi gibi sırtınızı yuvarlatarak, kalçalarınızı da topuklarınıza oturtarak yerleşin. (a) Sonra öne doğru kayın, başınız yere doğru olsun. Kollarınızın yardımı ile kendinizi kaldırın ve sonra tekrar sırtınızı eski haline getirin (b). Hareketi yapabildiğiniz kadar tekrarlayın. Bu hareket bebeğinizi eğlendirecektir. Sizi gözleriyle izlerken hem gülecek ve bunu eğlenceli bir oyun olarak algılayacaktır. 11* Sırtınızı gerin Sırtınızı tekrar yuvarlak yapın. Bebeğinizi altınızı alın. Sırtınız eğik olarak bu pozisyonda en fazla bir dakika kalın. Bakışlarınızı bebeğinizden ayırmayın EMZİRME VE MEME KANSERİ RİSKİ İngiliz bilim adamları, uzun süredir ortaya konan, emzirmenin göğüs kanseri riskini azalttığı tezini doğruladılar. İngiltere Kanser Araştırma Vakfının yaptığı çok geniş çaplı araştırmada, uzun süreli emzirmenin göğüs kanserine karşı büyük bir koruma sağladığı belirlendi. İngiltere Kanser Araştırma Vakfından Profesör Valeria Beral, gazetecilere yaptığı açıklamada, araştırmalarında ortaya konanın uzun süreli emzirme ile birden fazla çocuk sahibi olmanın göğüs kanseri oranını azaltması olduğunu belirtti. HER BİR YIL RİSKİ %4.3 DÜŞÜRÜYOR Araştırmada, birkaç çocuk sahibi olmak ve bunların herbirinin uzun süreli emzirilmesinin, göğüs kanseri vakalarının oranının gelişmekte olan ülkelerde düşük olması, gelişmiş ülkelerde ise artmasındaki ana faktörü oluşturduğu kaydedildi. Beral ve ekibinin tahminlerine göre, kadınların her birinin çocuğunu 6 aydan fazla emzirmesiyle sadece İngilterede her yıl yaklaşık 1000 vakanın önüne geçilebilecek. Çalışmada, bir kadının her bir yıllık emzirmesinin göğüs kanseri riskini yüzde 4.3 oranında azalttığı hesaplandı. RAHİBELERDEN YOLA ÇIKILDI Bilim adamları, çocuk doğurmak ve emzirmenin göğüs kanserine karşı koruyucu etkisi olabileceği görüşünü ilk kez 1743lerde dile getirmeye başlamışlardı. O tarihlerde yapılan arıştırmada, rahibelerin bu hastalığa yakalanma oranının diğer kadınlardan oldukça fazla olması dikkat çekmişti. EN KAPSAMLI ARAŞTIRMA Bugüne kadarki araştırmalarda, sahip olunan çocuk sayısı ve kadının ilk doğumunu yaptığı yaş ile hastalık arasında bağlantı kurulurken, tıp dergisi The Lancetde yayımlanan son çalışmanın, göğüs kanserinin rolünü inceleyen en kapsamlı araştırma olduğu belirtiliyor. Son araştırmada, 30 ülkedeki göğüs kanseri olan 50 bin kadın ile sağlıklı 100 bin kadınla ilgili yapılan 47 çalışmanın verilerinin incelendiği kaydedildi. BEBEK KADAR ANNE İÇİNDE YARARLI Bebeğin yanı sıra anne için de yararlı olduğu ortaya konan emzirme ile çocuk sahibi olmanın, göğüs kanseri riskini nasıl azalttığı kesin olarak henüz bilinmezken, yine de bunun, daha iyi koruma ve tedavi yöntemleri için yol gösterebileceği belirtiliyor GEBELIGIN ASAMALARI Bebeğin doğuşuna kadar geçen süre ortalama 280 gündür. Diğer türlerin çoğundaki gebelik süresiyle karşılaştırıldığında, bu inanılmaz uzunlukta bir süre gibi görünebilir; bu yaratımın önemini düşündüğünüzde ise daha uzun sürmemesi şaşkınlık vericidir. İnsan gibi karmaşık bir şeyin nasıl tek bir yumurtadan ortaya çıktığını kavramak güçtür. Aynı ölçüde hayret verici olan bir nokta, bu mikroskopik parçanın görünüşte çaba gerektirmeyen gelişimidir. En küçük tırnaktan beynin oluşumuna kadar, bu sürecin her yönü mükemmel bir şekilde düzenlenmiş bir zaman çizelgesine göre ayarlanmıştır ve seyrek olarak aksar. Aksarsa, sonuç düşük ya da bir doğum kusuru olabilir. Aşağıda hamileliğin üç ayındaki gelişme sü

Yorum Yaz